Göç, insanlık tarihinin en eski ve en sürekli olgularından biridir. Sınırlar değişmekte, göçe iten nedenler ve sonuçlar dönüşmekte, yer değiştirme eylemi insan hayatının merkezinde her zaman yer almaya devam etmektedir. Bu bağlamda göç, yalnızca mekânsal bir hareketlilik değil, aynı zamanda farklı kültürlerin karşılaşması, yeniden tanımlanması ve çoğu zaman hiyerarşik biçimde değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu değerlendirme süreçleri ise sıklıkla kültürel ırkçılık biçimlerinde ortaya çıkmaktadır.
Kültürel ırkçılık, klasik anlamdaki biyolojik temelli ırkçılıktan farklı olarak, kültürel farklılıkları temel alan ve bu farklılıkları uyumsuzluk, tehdit ya da geri kalmışlık söylemleri üzerinden yeniden üreten bir ayrımcılık biçimidir. Göç olgusu, bu tür söylemlerin en yoğun biçimde üretildiği alanlardan biri haline gelmiştir. Bu nedenle göçü anlamak, aynı zamanda bu ayrımcı söylem ve pratikleri de kavramayı gerektirmektedir.
Bu sözlük çalışması, sürekliliğini koruyan göç ve kültürel ırkçılık bağlamında ele alarak, bu alana yönelik kavramsal bir çerçeve sunma ihtiyacından doğmuştur. Sözlükte yer alan terimler, mümkün olduğunca açık, anlaşılır ve tarafsız bir yaklaşımla sunulmaya çalışılmıştır.