İnsanlık, doğal dünyayla olan kadim bağlarını adım adım yitirerek derin bir eko-yabancılaşmaya doğru kendisini sürüklemiştir. Betonla çevrili şehirlerde ekranlarla örülü hayatlarını toprağın kokusundan, ağaçların büyüsünden, rüzgârın uğultusundan, kuşların sesinden ve nehirlerin coşkusundan uzakta geçirir hale gelmiştir. Modern insan kendisine doğadan tamamen ayrı ve üstün bir konum inşa ederek kendisini organik varlığından yoksun bırakmıştır. Bu kitap, eko-krizin yalnızca çevresel bir sorun olmadığına aynı zamanda toplumsal, ideolojik, ruhsal, varoluşsal, iktisadi, etik, manevi/aşkın/metafiziksel, kültürel ve duygusal bir kopuşa/soruna işaret ettiğine dikkat çeker. Eko-yabancılaşmanın hem bireyde hem de toplumda yarattığı duygusal, düşünsel ve varoluşsal boşluğu yabancılaşmanın köklerini ve çözüm yollarını sorgulayarak ortaya koyarken okurunu eko-bilinçle yeniden düşünmeye, hissetmeye ve hareket etmeye davet eder. Doğayla bağ kurmanın sadece bir çevre meselesi olmadığını doğal, organik, varoluşsal ve bütüncül bir gereksinim olduğunu hatırlatan bu kitap, gezegenin yanı sıra insan zihinkalbinin kurtarılmaya ihtiyacı olduğunu hatırlatıp onu tüm içtenliğiyle ormanın derinliklerine doğru aşkın bir yolculuğa dalmaya cesaretlendirir.