Çünkü o yıllarda Gündem ça-
lışanı olmak, yalnızca haber peşinde
koşmak demek değildi. Her sabah
kapıyı açarken gözaltına alınma
ihtimalini düşünmek, akşam eve
dönerken takip edilip edilmediğini
kontrol etmek, çalan her telefonda
kötü bir haber alma ihtimalini he-
saba katmak demekti. Kısacası, ga-
zetecilikle hayat arasındaki sınırın
ortadan kalktığı bir döneme adım
atmıştım. Ve farkında olmadan, her
türlü baskıya, tehdide ve şiddetede ma-
ruz kalma ihtimalini de kabul etmiş
oluyordum. Ama o günlerde bunu
bir fedakarlık olarak görmüyordum.
Aksine, uzun yıllar süren cezaevi
hayatından sonra ilk kez kendimi
ait olduğum yerde hissediyordum.
Belki de bu yüzden korkudan çok heyecan duyuyordum. Çünkü önümde
açılan yol ne kadar karanlık olursa
olsun, sonunda hakikate çıkacağına
inanıyordum."..