“Askerî Devrim”in şafağında Osmanlılar, hasımlarından
her zaman çok daha kalabalık orduları sahaya sürerek
askerî üstünlük kurmayı başarmışlardı. Seferber edilen
7080 bin kişilik orduların neredeyse yüzde yetmişini
timarlı sipahiler oluşturuyor, sahadaki Osmanlı zaferlerini
bu birlikler taçlandırıyordu. Dönemin en başarılı vergi
toplama aygıtını geliştiren imparatorluk, vergi havuzunun
neredeyse yarısını bu sisteme ayırarak merkezî hazineyi
zora sokmadan devasa bir askerî gücü her an göreve
hazır tutabiliyordu. Timarlı sipahilerin yanı sıra askerî,
idarî ve sivil kademelerdeki birçok zümre de sahip
oldukları timar gelirleri sayesinde geçimlerini temin
etmekteydi.
Peki, bir kimseye ne şekilde timar veriliyor, timar
sahibi oluncaya kadar İstanbul’da ve beylerbeyilik
merkezlerinde ne gibi bürokratik işlemler yürütülüyordu?
Buralarda hangi tür belgeler ve defterler hazırlanıyordu?
Dîvânı Hümâyûn, Defterhânei Âmire ve eyâlet
dîvânlarının fonksiyonları neydi? Buralarda vazifeli
eminler, defterdarlar ve kâtipler kendi aralarında ne
şekilde bir iş bölümü yapmaktaydılar? Payitaht ve
vilâyet merkezleri arasında bir koordinasyon bulunuyor
muydu? “Seyyar bürokrasi” seferler sırasında işlemleri
nasıl yürütüyordu? Bütün bu bürokratik muamelelerin
içinde beklentileri ve hayal kırıklıkları ile gururlu timarlı
sipahileri ve diğer timar sahiplerini birer fert olarak nasıl
görebiliyoruz?
Defter ve Dirlik, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1481 ilâ
1531 yılları arasında doğuda ve batıda baş döndürücü
bir genişlemeye sahne olduğu büyük seferler ile geçen
elli yıllık dönemde timar bürokrasisinin gelişimine, yeni
fethedilen memleketlerde Osmanlı timar sisteminin
tatbikine ve büyüyen bürokrasinin çığ gibi artan iş yüküne
ışık tutmaktadır.