Bir çocuğun boynunda gümüş bir yonca. Yılları ve acıları aşan bir umut. Mayıs 1999. Yalova’nın bağlarında yaşayan Bora, çocukluk arkadaşı Beren’i yıllar sonra yeniden karşılar. Beren’in yanında annesi ve küçük kızı İrem vardır. Münih’te birlikte büyüyen iki insanın yolları bu kez başka bir hayatın eşiğinde kesişmiştir. Bora’nın İrem’e armağan ettiği dört yapraklı gümüş yonca, bu buluşmaya eşlik eder. Eski dostlukların sıcaklığı, aynı sofraları paylaşan hikâyeler ve henüz adı konmamış duygular, Bora ile Beren’i birbirine yaklaştırır. Gelecek, artık birlikte kurulabilecek bir hayal gibi görünmektedir. Sonra 17 Ağustos gecesi gelir. Birkaç dakika içinde yalnız evler değil, geleceğe dair bütün hesaplar da sarsılır. Kayıpların ve belirsizliğin ortasında, birine ulaşabilmek, bir eli tutabilmek ve ertesi güne inanabilmek her şeyden daha önemli hâle gelir. Dört Yapraklı Gümüş Yonca, Münih’ten Yalova’ya uzanan bir aşkın çevresinde gurbeti, aile bağlarını ve dayanışmayı anlatıyor. Raci Bostancı, insanın en ağır zamanlarda bile sevmeye ve yaşamaya devam etme gücünün izini sürüyor.