Feminizm… Bu çağın en çok telaffuz edilen fakat en az anlaşılan kavramlarından biri. Feminizm en popülerleştiği bu zamanda en parçalı ve karmaşık haline geldi. Kimi için kadının özgürlük mücadelesinin adı, kimi için ideolojik bir kimlik, kimi içinse erkek düşmanlığına indirgenen bir etiket. Peki feminizm gerçekten nedir? Daha da önemlisi bugün kadınları anlamak için hâlâ yeterli bir çerçeve sunabiliyor mu?
“Artık bütün kadınlar diye konuşamayacağımız bir dönemdeyiz.”
Julia Kristeva
Feminist düşünce, kadınların tarih boyunca görünürlük kazanmasında ve hak mücadelesinde önemli bir rol oynarken zamanla sayısız yaklaşım ve alt kurama ayrıştı. Liberal, Marksist, Radikal, Postmodern, Queer ya da İslami feminizm… Her biri feminizmin en ideal biçimini inşa etmeye çalıştı ancak hiçbiri kadınların tamamını temsil etmeyi başaramadı. Ve nihayetinde sloganlaşan “kız kardeşlik” söylemi ile “erkek düşmanlığı” arasında sıkışıp kaldı.
Zeynep Merdan, Eleştirel Feminizm’de feminist düşüncenin tarihsel serüvenini ve kuramın kendi içinde yaşadığı kimlik krizini ele alıyor. Feminist literatüre eleştirel fakat yapıcı bir perspektifle yaklaşırken kadın deneyimini tek bir ideolojik kalıba indirgemeden; sloganların konforuna sığınan kitle feminizmini ve zamanla politik bir vitrine dönüşen dayanışma biçimlerini sorguluyor.
Akademik araştırmayla kişisel sorgulamayı buluşturan bu kitap; dijital platformların ürettiği yeni sömürü biçimlerinden güzelliğin sentetikleşmesine, sahte kız kardeşlik söyleminden modern çağın görünmeyen esaretlerine kadar kadınlığın 21.yüzyıldaki dönüşümünü tartışmaya açıyor. Eleştirel Feminizm, pazarın, medyanın ve ideolojik kamplaşmaların gürültüsünden uzaklaşanları yeniden düşünmeye çağırıyor. Yalnızca kadınları değil; erkekleri, kadın meselesi ve çağın ürettiği yeni kimlik buhranları üzerine düşünmek isteyen herkesi.