EŞEK DEYİP GEÇME...
Çocukluğumuzda okuduğumuz veya dinlediğimiz masallardaki hikâyeler şöyle başlardı; ‘’Evvel zaman içinde kalbur saman içinde’’ diyen sözlerle devam ederdi. Efsaneler antik çağlardan, hikâyelerimiz de bin dokuz yüzlü yıllardan kalma, kitaplardan okuma, kulaktan dolma, eşten dosttan işitme, atadan dededen duyduklarımız ve üstüne biraz da ilave ettiğimiz anlatılardır. Bazıları yaşanmış mıdır yoksa hayal ürünü müdür bilinmez? Hikâyelerde geçen kişi ve aile adları ile mekânların bir kısmı hayal ürünü olup günümüzle hiçbir ilişkisi yoktur. Bir kısmı da gerçektir. Sizler zaten bunu iyi bir gözle okuyucu olarak fark edersiniz, bilirsiniz.
Her şeyin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Tıpkı toprağa bırakılan tohumlar da öyle değil mi? Bir bakmışsınız toprağa sıkıca sarılmış, yavaşça hava almak için başını dışarıya çıkarıyor, bir yandan kök salıyor, diğer yandan yapraklar ve meyveler… Sonra sonbahar hüznüyle yaprakları dökülüyor, geri kabuğuna çekilerek geldiği gibi gidiyor. Ve tüm canlılar da öyle değil mi? Var oluş ve yok oluş…
İnsan yaşamı ve hayat hikâyeleri de böyledir. “Eşek Deyip Geçme” deki öyküler de aynen böyle işte, bir var oluş ve sonra yok oluş… Kendinizi hayatın akışına bırakarak keyifle okuyunuz efendim…
TURGAY MUTLU