HAFİFLİĞİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI – JOSEPH COHEN
İki atın poposu, altı delik bir kazan, bir civciv ve Abuzittin Kıllıbacak’ın ortak noktası ne olabilir?
Varoluşun nedenini değil, nasıl işlediğini sorguluyorum.
Bu kitabın temel iddiası, anlattığı ilke kadar sade:
Canlı ya da cansız fark etmez: varoluş, basitin tekrarından doğar. Öncekinin üstüne eklenen her katman bir sonrakinin yolunu çizer; bu yolda bütünün şeklini belirler, ta ki koşulların çizdiği sınıra ulaşana kadar.
Milan Kundera’nın hafiflik ve ağırlık karşıtlığındaki gibi...
Basit ve hafif başlayan birikir,
Biriken ağırlaşır,
Ağırlaşan değer kazanır,
Değer kazanan, bütünde bir işlev üstlenir.
Bir kar tanesi, bir bakteri, bir papatya, bir deniz anası, bir kaplan, bir insan, bir düşünce, bir karakter, bir toplum... ve hatta gelecek...
Hepsi farklı görünür. Peki ya hepsi aynı temel prensibin farklı sonuçlarıysa?
En karmaşık görünen aslında kendini durmaksızın tekrar eden basit bir kuralın görüntüsüdür.
Asıl mucize, ortada hiçbir mucize olmaması, her şeyin mükemmel olmasıdır. Mükemmel güzel ya da çirkin değil, mükemmel basit olmasıdır.
Belki de varoluşun ana prensibi, sandığımız gibi ağır, karmaşık ve ulaşılmaz değil; aksine çok hafif, çok yalın ve hatta sıradandır.
Ve ben, o yalın, hafif algoritmayı anlamaya çalışıyorum.
“Hafifliğin Dayanılmaz Ağırlığı”nı...