BÜTÜN ŞEHİRLER TAŞTAN KURULUR İSTANBUL BİR DE HİKÂYEDEN…
Bahar ile Yaren öyle yakın iki arkadaştır ki yedikleri içtikleri, hatta okudukları kitaplar bile aynıdır. Öğretmenleri yarıyıl ödevi olarak İstanbul’un tarihini araştırmalarını isteyince, ikisi de kitaplıklarında daha önce hiç fark etmedikleri aynı eski kitabı bulur. Ve o kitap onlara seslenir: “Hişt, hişt…”
Sait Faik’in de duyduğu ama bir türlü nereden geldiğini bulamadığı o ses…
Duymak kolay iş değildir; kitap bunu baştan söyler zaten. Bütün kitaplarla, hatta hayvanlarla bile konuşabilirsin. İşin püf noktası ağır ağır konuşmaktır.
Bu gürültülü çağın çocuğa öğretmediği en kıymetli şey belki de budur: yavaşlamak. Bahar ile Yaren yavaşlar, eğilir, kulak verir. Ve İstanbul konuşmaya başlar…
Çemberlitaş’ın taşlarından Ayasofya’nın duvarlarına, gizemli bir güvercinden İstanbul Perisi’ne uzanan yolculuklarında iki arkadaş, aradıkları şeyin yalnızca bir ödevin cevabı olmadığını keşfeder.
Hakan Bayhan, ödevini yetiştirmeye çalışan iki çocuğun peşine takılıyor ve çocuk edebiyatının en güzel sorularından birini soruyor: Bir şehir bir çocuğun aklına nasıl sığar?