Bu kitap bir düşünce kitabı değil, bir anlama
kitabıdır.”
Mircea Eliade bu cümleyi bir tevazu ifadesi olarak
değil, açık bir karşı çıkış olarak yazar. Herkesin
Bildiği Şeyler Üzerine Düşünceler, Avrupa’nın yeni
bir dünyaya doğru yöneldiği, eski anlamların
çözülüp yenilerinin henüz kurulmadığı bir arayışlar
döneminin içinden seslenir. Eliade bu kırılma
anında kendisiyle birlikte dünyayı ve Avrupa’nın
gideceği yönü de düşünür. Bu nedenle kitap bir
yandan çağına doğrudan bir tanıklık bir yandan
da o çağın yerleşik kabullerine yöneltilmiş sürekli
bir itiraz içerir.
20. yüzyılın en etkili dinler tarihçilerinden biri olan
Eliade, bu kitapta karşımıza henüz sistem kuran
bir düşünür olarak değil, düşüncenin hayatla
temasını kaybettiği her noktayı sorgulayan genç
bir zihin olarak çıkar. Eliade bu kitapta, insanı
diğer canlılardan ayıranın yalnızca akıl olmadığını,
insanın asıl olarak değerler kuran ve bu değerleri
bir hiyerarşi içinde düzenleyen bir varlık olduğunu
öne sürer. Ancak bu düzen, teorik bir tasarımdan
ibaret değildir. Kaosla temas hâlinde, yaşanarak
kurulan bir bütünlüktür.
Eliade bu kitapta okurla birlikte adeta bir yürüyüşe
çıkar. Yol boyunca kesin cevaplar sunmanın aksine,
sorularını derinleştirir ve düşünceyi yeniden
hayatın içine çeker. Herkesin Bildiği Şeyler Üzerine
Düşünceler, kesin cevapların peşinde olanlara
değil, düşüncenin sınırlarında dolaşmayı ve hayatı
kavramlara indirgemek yerine onun içinde kalmayı
göze alan okurlara seslenen bir metindir.