“Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi değiştirmek için girer. Varlıkları kısa sürer; ama yoklukları yıllarca bizimle yaşar... Hizran, insanın içine işleyen derin bir ayrılık acısı ve keder demektir.”
Agit Dinç’in gerçekçi, sürükleyici ve yalın bir anlatımla kaleme aldığı Hizran; sınırın sıfır noktasında, dört dağın arasına sıkışmış Derecik’te yolları kesişen iki yaralı ve karmaşık karakterin (Ali ve Helen) üç yıla yayılan fırtınalı ilişkisini konu alıyor.
Bölgenin köklü ve saygın bir ailesine mensup, evli ve çocuklu olmasına rağmen kural tanımaz tavırlarıyla bilinen Ali ile zorunlu hizmet için ilçeye atanan, güzelliğiyle tüm dikkatleri üzerine çeken ama geçmişin travmalarıyla savrulan hemşire Helen... Birbirini hem arzulayan hem tüketen, aşk ile nefret, güven ile şüphe, tutku ile intikam arasında gidip gelen iki insanın hikâyesi. Dedikoduların, iftiraların ve mahkeme koridorlarının gölgesinde sınanan bu ilişki; klasik bir aşk anlatısının çok ötesinde, insanın kendi zaaflarıyla yüzleşmesini çarpıcı bir dille aktarıyor.