Din adamları, tarihsel süreç içerisinde kendilerini ilahî mesajı insanlara tebliğ eden peygamberlerin temsilcileri ve yardımcıları olarak konumlandırmış, mensubu bulundukları dinin öğretilerini topluma aktarma görevini üstlenmişlerdir. Bu konum, onlara dinî ve toplumsal bakımdan önemli bir otorite sağlamıştır. Ancak zamanla bazı din adamları, sahip oldukları bu otoriteyi korumak ve sürdürmek yerine, manevî sorumluluklarından uzaklaşarak dünyevî çıkarlarını öncelemişlerdir. Bu bağlamda, peygamberlerin rehberlik amacıyla ortaya koyduğu öğretileri kendi yorumlarına göre şekillendirmiş, bazı durumlarda ise kutsal metinleri tahrif ederek ilahî mesajı kendi menfaatleri doğrultusunda yeniden üretmişlerdir. Dinin asli ilkelerinin değiştirilmesi, emir ve yasakların farklılaştırılması ve bunların ilahî iradenin bir yansıması gibi sunulması, söz konusu din adamlarını hem Allah’ın hoşnutsuzluğuna hem de peygamberlerin eleştirilerine muhatap kılmıştır. Bu eserde, öncelikle eleştirilere konu olan din adamlarının kimlikleri ve dinî konumları ele alınmakta; ardından İncil ve Kur’an çerçevesinde bu kişilere yöneltilen eleştiriler ve bu eleştirilerin dayanakları incelenmektedir. Çalışma, ilk bölümde Yahudi mezhepleri ile Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki din adamı sınıflarının oluşumunu, görevlerini ve dinî otorite içindeki yerlerini ortaya koymaktadır. İkinci bölümde, İncil’de özellikle Yahudi din adamlarına yönelik Hz. İsa’nın sosyal, ekonomik, siyasi ve dinî eleştirileri ayrıntılı biçimde değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde ise Kur’an’ın Yahudi ve Hıristiyan din adamlarına yönelttiği eleştiriler; vahyi tahrif, dünyevileşme, hakkı gizleme ve dinî otoriteyi istismar etme gibi başlıklar çerçevesinde ele alınmaktadır.