İslam medeniyetinin çok yönlü ve çoğulcu toplumsal yapısı içinde gelişen Müslüman-Yahudi ilişkileri, insanlığın müşterek yaşama iradesinin en müstesna tezahürlerinden biridir. Altın çağda Müslümanlar ile Yahudiler arasında tesis edilen ve asırlar boyu muhtelif coğrafyalarda devam ettirilen bu ilişkiler ağı, “öteki” ile birlikte var olmanın yalnızca mümkün değil, aynı zamanda medeniyet kurucu bir zenginlik olduğunu ispatlamaktadır.
Tarihsel gerçekliği, ideolojik ön kabullerden tecrit ederek ele alan bu kitap, İslam öncesi Arap-Yahudi münasebetlerinden başlayarak İslam dünyasında Müslüman-Yahudi birlikteliği, Yahudilerin konumları, zihniyetleri, Müslüman tebaa ile kurdukları ilişkilerin mahiyeti ve bu süreçlerin tarihî tekâmülünü, Haçlı seferlerinin başlangıcına kadar uzanan geniş bir kronolojik çerçevede değerlendirmektedir. Geçmişi romantize edilmiş bir “altın çağ” anlatısına itibar etmeden, ilişkileri yalnızca çatışma paradigmaları üzerinden okumadan, ilk elden kaynaklar ve tarihî veriler ışığında analiz etmekte, dolayısıyla Müslüman-Yahudi bir arada yaşama tecrübesinden tarihsel örneklerle, farklılıkların bir tehdit unsuru olarak algılandığı günümüz dünyasına daha kapsayıcı, daha barışçıl bir gelecek tasavvurunun inşası için kıymetli bir perspektif sunmaktadır.