İktisat sistemleri genel olarak iki temel kaynağa dayanır: ya insan aklının, tecrübesinin ve tarihsel birikiminin ürünü olan beşerî sistemler ya da vahiy ile şekillenen ilahî ilkelere dayalı sistemlerdir. Bu çerçevede “modern” kavramı, çoğu zaman beşerî aklın ürettiği sistemleri ifade etmek için kullanılmıştır. Oysa İslam iktisat ve hukuk sistemi, kaynağını vahiyden alan, fıtrata uygunluğu esas kabul eden bir yapıya sahiptir. Kur’an’da helal ve haram ölçüsünün temel belirleyici olduğu açıkça ifade edilmiş, “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır” buyurularak ekonomik ilişkilerde normatif çerçeve ortaya konulmuştur (el-Bakara 2/275). Yine “Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin” emri, ekonomik hayatın meşruiyet temelini helal-ilke üzerine kurmuştur (el-Bakara 2/168). Hz. Peygamber de helal ve haramın açıkça belli olduğunu, ikisi arasında şüpheli alanların bulunduğunu bildirerek ekonomik ve hukuki davranışların ahlaki sınırlarını belirlemiştir (Buhârî, “Îmân”, 39; Müslim, “Müsâkât”, 107). Bu açıdan İslam iktisadı, sadece tekil menfaatleri değil, helal-haram ekseninde bütüncül bir sistem kurmayı amaçlar. Modern beşerî sistemler ise çoğu zaman değişken, parçalı ve tikel veriler üzerinden kuramsallaşırken; İslam iktisadı evrensel, fıtrata uygun ve normatif bir düzen önerir. Bu yaklaşım, Sezai Karakoç’un medeniyet tasavvurunda da görüldüğü üzere, değer merkezli ve vahiy temelli bir ekonomik ve toplumsal düzen anlayışıyla örtüşmektedir.