Hiç dağılmayacak karanlık çöktüğünde mücadele
için en güçlüler seçilecek ve ölüm tamamen hayata
karışacak. İnsan çoğu şeyi bildiğini sanır oysa
bakılanla görülen, bilinenle öğrenilen şartlar
değişince yeniden şekillenir.
Bu kitap, yedi tepenin eşiğine ulaşıyor. Nef’î ile
adaleti, Nesîmî ile merhameti, Nasreddin Hoca
ile yokluğu, Şems-i Tebrizî ile yanmayı, İbn Sînâ
ile şifayı, Fârâbî ile ilmi, Hallâc-ı Mansûr ile aşkı
anıvermek fırsatını satırlarında saklıyor. Üstelik
yeryüzü kurşunla kaplı, kartalana ölmüş, nice
insandan geriye kalbi çarpan üç kişi kalmışken…
Yine de her şeyin bittiği yerde başlayan bir hikâye
bu. En çok da okurunu derin bir ahenge dâhil etme
inancıyla örülü.
Kudret Ayşe Yılmaz yedinci romanı Karanlık
Sular Ardında’da varoluşun, ölümün, şüphenin,
gaibin, hüznün peşine düşerek insanın kişisel
dramı etrafında süren bir seferi anlatıyor. Toprağı
araya araya kendini de kaybeden, arayan, bulan
iki yoldaş yedi aziz zirvede neyi öğrenecek? Çul
ve Çuvaldız’ın ritmi, gücünü hiç yitirmeyen bu
ilerleyişinde sayısız sembol; okura kendi içine
ilerleyeceği bir akarsu yatağı oyuyor. Böylece
hesapta olmayan bu tanışmanın sonunda kırılgan,
yorucu, ağır alışkanlıkları yıkan binlerce soru ve
hesapla yüzleşiliyor. Yazar, okurlarını bambaşka
bir okuma tecrübesine davet ederken şiirsellikle
kurgunun içinden çıkmayı başarmış yepyeni bir
âlem kuruyor.