Tarih yazımında güvenilirliğin ve derinliğin en önemli dayanak noktalarından biri, hiç şüphesiz arşiv kaynaklarıdır. Geçmişe dair bilgiyi yalnızca aktaran değil, aynı zamanda onu somut veriler üzerinden yeniden kurmaya imkân tanıyan arşiv belgeleri, tarihçinin en temel başvuru alanını oluşturmaktadır. Osmanlı arşivleri, yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, geniş bir coğrafyada varlık göstermiş pek çok siyasi yapının tarihine ışık tutan zengin ve çok katmanlı bir bilgi birikimini bünyesinde barındırmaktadır. Özellikle farklı devletlerle kurulan diplomatik ilişkilerin yazılı izlerini taşıyan belgeler, dönemin uluslararası sistemini anlamada vazgeçilmez bir konuma sahiptir.
Osmanlı diplomasi tarihinin en önemli kaynak gruplarından biri olan Nâme-i Hümâyûn defterleri, padişahların yabancı hükümdarlara, hanlara ve yerel yöneticilere gönderdikleri mektupların kayıt altına alındığı defterlerdir. Bu defterler, yalnızca diplomatik yazışmaların bir araya getirildiği metinler olmanın ötesinde; Osmanlı Devleti’nin dış politika anlayışını, diplomatik dilini, güç ilişkilerini ve uluslararası konjonktüre verdiği tepkileri doğrudan yansıtan birincil kaynaklardır. Nâme-i Hümâyûnlar aracılığıyla, Osmanlı Devleti’nin farklı coğrafyalardaki siyasi aktörlerle kurduğu ilişkiler, izlediği politikalar ve yürüttüğü diplomatik süreçler bütün yönleriyle takip edilebilmektedir.