Özgürlüğünden yoksun insan,
kanadı kırık bir kuşa benzer.
Kanadı kırık kuş nasıl ki uçamaz,
bir zamanlar süzüldüğü engin göklerden
mahrum kalır ve her an bir düşmanının
avı olmaya adaysa, bizler de bu paslı
kafese kıstırılmış, özgürlüğümüzden
edilmiştik. Üstelik bizim avcılarımız,
insanlıktan nasibini almamış, can sıkıntısını
işkenceyle gideren, acı çektirmekten
zevk duyan bir ruh haletine bürünmüş
kişilerdi.
Onların, koğuş kapısının önünde
belireceği anı beklemek, bir işkenceydi.
Kapıdaki gözetleme penceresinin
sürgüsünün o kulakları tırmalayan, metalik
sesini duyar duymaz, herkes bir yere kaçar
gibi, pencerenin görüş alanından çekilmeye,
görünmez olmaya çalışırdı.
Pencere açılır, arkasındaki çift göz,
içeridekileri süzer ve birini, çoğu zaman
sebepsiz yere, dışarı çağırırdı. Koğuşun
moralini bozmak, kolektif ruhu çökertmek
için seçilmiş bir kurban...