Oyunculuğa dair tarihsel incelemeler genellikle estetik üslupların değişimine odaklanarak yazılır. Oyuncunun, 'koşullara bağlı bir icracı' olma zorunluluğu görmezden gelinir; pratikleri estetik seçimlere indirgenir ya da bugünün terazisi ile tartılıp 'eski', 'yapay', 'samimiyetsiz', 'kötü', 'bizden farklı' olarak değerlendirilerek rafa kaldırılır.
Oysa tarihsel zemin bize, oyuncunun uzmanlaşmasında estetiğin ötesinde belirleyenlerin -toplumsal, ekonomik, kurumsal, ideolojik ve üretimsel-hayati bir rol oynadığını gösterir.