Bu eserde, insanlığın atası Hz. Âdem’in karşılaştığı zorluklar, tabi tutulduğu imtihan, kendilerinden sonra insan hayatının korunması ve dokunulmazlığı hususunda iki oğlunun ibretlik kıssası üzerinde duruldu. İnsanlığın ikinci atası olarak bilinen ve ülü’l-azm peygamberler arasında yer alan Hz. Nûh’un eşiyle ağır bir sınava tabi tutulması ve inkârcıların, ona yönelttiği akıl dışı teklifleri, oğlu ile denenmesi konuları ele alındı. Hz. Hûd’un, beyinsizlikle itham edilmesi, Hz. Salih’e karşı, suikast düzenlenmesi, Hz. İbrahim’in, putperest babası ve kavmi ile mücadelesi, çeşitli şekillerde Allah tarafından imtihandan geçirilmesi, Hz. İsmail’in, Allah’ın emri ile babası tarafından kurban edilmesi teşebbüsü gibi meselelere değinildi. Ayrıca diğer bazı peygamberlerin risalet görevlerini îfa sırasında karşılaştıkları zorluklara yer verildi.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in risâlet görevini yürütürken yüzyüze geldiği zorluklara, musibetlere ve haksızlıklara uğratıldığı konulara yer verilmiştir. Şahsına defalarca suikast düzenlenmesi, doğup büyüdüğü ve çok sevdiği yerden hicret etmeye zorlanması, Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’e insanlık onurunu inciten ve fıtrata tamamen aykırı tekliflerde bulunmaları, eşinin Peygamber (s.a.v.)’i dahi etkileyecek çok ağır bir iftiraya uğraması konularına değinildi. En yakın arkadaşlarının, Peygambere (s.a.v.)’in gözleri önünde öldürülmesi ve işkenceye maruz kalması, çeşitli savaşlara mecbur edilerek rahat yüzü görmemesi ve şiddetli bir şekilde tekzib edilmesi meseleleri üzerinde duruldu.
Bu çalışmada özellikle, Hz. Âdem’den itibaren Hz. Peygamber (s.a.v.)’e kadar, inkârcıların ve onlara her fırsatta bağlılıklarını ifade edenlerin karakterinde, şahsiyetlerinde, tutum ve davranışlarında zaman, mekân farkı hariç hiçbir şeyin değişmediğine özenle vurgu yapılmıştır. Bunda güdülen amaç ise, Rasûl-i Ekrem’e indirilen vahye ve onun ilkelerine inanan müminlere, bir nebzecik de olsa, bir bakış kazandırmak ve kapı aralamaktır. Kur’an’ın ifadesiyle söylemek gerekirse, inkârcılar asla dost edinilmemelidir. Allah Teâlâ, bu durumu Kur’an’ında kesinlikle yasaklamıştır.