Hayat, bir oyun…
Hayat bir anlatı…
Kahramanları ise biz ve hayatımıza giren insanların tamamı. Her insan, bir öykünün anası; aynı zamanda da her insan, bir öykünün tamamlayıcısı. Kendi öykümün anasıyım illa ki fakat kim tamamlar hayat verdiğim bu öyküyü, bilemiyorum. Bu sualin cevabı hiç kuşkusuz zamanın ve ona hâkim yazgımızın esrarı içinde.
Bu öykü maddeye inat manaya yazılmıştır. Sevmek ve aşk üzerine acemice karalanmıştır. Unutma; sevmek, en fazla neyi sevdiğini fark etmek demektir. Ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir. Sevgi, hayat denen bu yolda engelleri aşan ve aştırandır.
“Başlangıçta söz vardı.” diye başlar Yusuf ile Züleyha’nın hikâyesi ve devam eder; “Söz Âdem’den de önce vardı. İlahi bir nefesle insana hayat verdi.” derken sözün doğasında olan kutsiyeti takdis eder. Belki de bu kutsiyetten ötürüdür bilinmez; söz yazıya geçirilmiştir yüzyıllar boyu uçmasın diye… Sözü yazıya geçirmek kadar zor bir iş yok yeryüzünde. Bunu becerebildiysem ne mutlu bana!