“Hava kararmaya yüz tutmuş, güneşin son ışıkları yıkık dökük duvarlar arasından sızarken, o harabe ev adeta nefes alan bir canavar gibi bekliyordu. Bu harabe ev, aslında Hamit’in gençleri tuzağına düşürdüğü ve tabutlarına ilk çiviyi çaktığı o lanet olası Metruk’tan başkası değildi. Mehmet, bu karanlık kapıdan içeri adımını attığında, sadece bir eve değil; kendi sonuna doğru yürüdüğünü henüz bilmiyordu. İçerideki duman kokusu, sönmek üzere olan hayatları müjdeliyordu.”
Mehmet, şehrin en karanlık sokaklarında, babasızlığın ve yoksulluğun soğuğuyla sertleşmiş bir ruh... Hayatı, hayatta kalma sanatından ibaret. Mesut, boğaz manzaralı bir evde, aşırı korumacı bir anne ve işine aşık bir babanın gölgesinde solan bir kimlik... Onun hapishanesi camdan, ama parmaklıkları bir o kadar gerçek.
Kader, bu iki farklı dünyayı hiç beklenmedik bir noktada, geri dönüşü olmayan bir yolculukta birleştiriyor. Biri hayata tutunmaya çalışırken açlıktan ölmek üzere, diğeri ise sahip olduklarının ağırlığı altında boğuluyor.
Bu fırtınada alabora olmamak için tek bir yolları var: Başkalarının yazdığı rolleri reddedip, kendi iradelerine sahip çıkmak. Çünkü bu devasa denizde ya kendi rotanı çizersin ya da derinliklerin sessizliğine gömülürsün.
Editör Notu Nudem Engin