Edebiyat hayatına şiirle başlayan ancak sonrasında kendini öyküye adayan Sait Faik, dilindeki zarafet ve üslubuyla Türk hikâyeciliğinin mihenk taşlarından biri olmuştur. Her hikâyesinde gözlem gücünü ve insanlara dair bakış açısını yansıtarak, sıradan hayatların içindeki anlamları ortaya koyar. Edebiyatında, toplumun ve bireyin iç dünyalarını birbirine örerek, her satırda yaşamın ne kadar hassas bir dengenin ürünü olduğunu anlatır.
Cumhuriyet dönemi, toplumsal değişimlerin ve sarsıntıların izlerini taşıyan bir dönemdi ve Sait Faik Abasıyanık, bu dönemin ruhunu, sürekli değişen ve dönüşen edebiyat anlayışını öykülerine yansıtmıştır. Kendi gözlemlerini ve yorumlarını eserlerine aktarırken, her zaman yeni bir tema arayışında olmuştur.
Yazarın on dokuz hikâyesinin bir arada toplandığı Son Kuşlar ise bu temaların iç içe geçtiği, bir insanın yalnızlık ve anlam arayışındaki izlenimlerinin işlendiği bir başyapıttır.
Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım