Tarih çoğu zaman bağıranları yazar.
Sub Rosa, susanların hafızasını çağırıyor.
Nil kıyılarında saklanarak büyüyen Harpokrates, çağlar boyunca sırların, tanıklığın ve unutulmayanların sessiz koruyucusuna dönüşür.
Tanrıların dünyasından silinse de çağrı merkezlerinin görünmez kadınlarında, köprü korkuluklarında yaşamla ölüm arasında bekleyenlerde, dili bilinmeyen bir anneyle çocuğunda, atanamayan bir öğretmenin mutfağında, evlatlarını ateşte yitirenlerde ve kayıp oğlunun gözlerini yıllarca arayan bir annede yaşamayı sürdürür.
Sub Rosa - Sessizlerin Yazılmamış Kitabı, Harpokrates'in doğuşundan unutuluşuna uzanan on iki bölümlük mitolojik anlatıyı, günümüz Türkiyesinde geçen on bir öyküyle buluşturuyor. Birbirinden bağımsız görünen hayatlar, kısa süreliğine belirip kaybolan ortak bir tanığın çevresinde aynı hafızanın parçalarına dönüşüyor.
Bu sayfalarda sessizlik tek bir anlama gelmiyor. Kimi zaman korkudan susuyor insan, kimi zaman utançtan. Bazen konuşacak dili bulamıyor, bazen söylediklerinin duyulmayacağını biliyor. Bazen de susmak, kendisine biçilen hayata karşı geliştirebildiği son direniş oluyor. Gürültüyü çıkaranların her zaman haklı, susanların da her zaman yenilmiş olmadığını fısıldıyor.
Henize Nilgün Karataş, mitolojik zamanla bugünü, bireysel yaralarla toplumsal hafızayı aynı gülün altında bir araya getiriyor. Sub Rosa, unutulmaya bırakılanların izini süren, görünmeyen hayatlara şefkatle yaklaşan ve okuru yalnızca dinlemeye değil, tanıklık etmeye çağıran çok katmanlı bir anlatı.
Gülün altında söylenen, gülün altında kalır.
Ama hikaye anlatıldıysa artık o sırra okur da ortaktır.
Hakan Akdoğan