Sürgündeki insan yorulur.
Yalnız bedeni değil, ruhu da
yorulur. Hayattan aldığı tat
azalır. Bir zamanlar uğruna
mücadele ettiği hedeflerden
uzaklaşmaya başlar. Düşleri
bulanıklaşır. Duyarlıkları körelir. Bir süre sonra birçok
şeye karşı,"olsa da olur, olmasa da" noktasına gelir. Bu
tehlikeli bir aşamadır. Çünkü insan o noktadan sonra
Sanki damarlarındaki kan yavaş yavaş çekildiğini his-
seder. Yaşar ama eksik Yaşar. Nefes alır ama tam anla-
mıyla yaşamaz. Adeta ruhun yavaş yavaş geri çekildiği
bir ölüm hâli gibidir bu. İşte tam o an, alarm zillerinin
çaldığı andır. İnsanın kendisine müdahale etmesi gere-
ken kritik eşiktir. Eğer bunu yapmazsa, Eğer değişmeye
ve yeniden ayağa kalkmaya karar vermezse, yok oluş
süreci başlar. İnsan adım adım kendi içinden kaybolur.
Bu nedenle sürgün, kendisini yaşamın akışına bırakmaz. Sürekli kendisini tartmak, durumunu değerlendirmek
ve yeni kararlar almak zorundadır."Boşver, battı
balık yan gider" deme lüksü yoktur. Elbette insan bazen
bunu söylemek ister. Hepimiz isteriz.
Ama bu söylem siyasi sürgün için kendi ipini çekmektir.