Şia, müslümanlar arasında imamet konusundaki ihtilafın neticesinde ortaya çıkmıştır. İmameti bir çekirdeğe benzetecek olursak; Şia, bu çekirdekten filizlenerek gelişmiş, büyümüş ve günümüzde hâlâ varlığını sürdürmektedir. Şüphesiz Şia, (İsnâ ‘Aşeriyye) İslamî bir mezheptir. Yine şüphe yok ki Şia, bütün görüşlerini ya Kur’ân’a ya da Hz. Peygamber’e nisbet edilen bir hadise dayandırmaktadır. Ehl-i Sünnetle, gerek inanç esasları, gerekse fıkhî meselelerde aralarında derin farklılıklar yoktur. Bu hususu, özel olarak Kur’ân-ı Kerim için de ifade edebiliriz. Ancak imamet konusunda aşırıya kaçıp da yollarını şaşıran bazı şiîler, Hz. Ali’ye nispet edilen mushaftan yola çıkarak bir takım asılsız iddialarda bulunmuşlardır. Onlara göre; Rasulullah vefat ettiğinde Hz. Ali, Kur’ân’ı toplayıp ashaba arz etmiş; fakat onlar, o mushafta kendilerini kötüleyen ayetleri görünce, onu reddetmişler. Bu mushaf, Hz. Ali’nin oğlu Hasan’a, ondan sonra diğer imamlara, en sonunda da Muhammed el-Mehdi el-Muntazar’a intikal etmiştir. Bu imamın gaybeti ile söz konusu mushaf, onun yanında saklı kalmıştır. Adı geçen Mehdi, zuhur edince gerçek mushafı da ortaya çıkarıp insanları ona davet edecektir. Günümüzdeki şiîlerde görülen durum, onların bu tür iddialara itibar etmedikleri ve onlara inanmadıkları yönündedir. Ancak, “Acaba bu konuda takiyye mi yapıyorlar?” sorusu, haklı veya haksız olarak, devamlı akıllarda takılı kalmıştır.