Yer altında zamanın bir anlamı yoktu.
Mevsimlerin, yağmurun, güneşin doğup batmasının bir anlamı yoktu.
Ruhlar, dünyadaki amellerine göre yer altında huzuru ya da huzursuzluğu yaşardı.
Huzur ya da huzursuzluk dışarıdan gelen bir ödül veya ceza değil;
ruhun kendi amelleriyle ördüğü bir kozaya dönüşmesi gibidir.
Maddesel dünyanın ritmi durduğunda, ruh için “beklemek” kavramı dönüşür.
Artık saatler değil, sadece hisler vardır.
Zamanın yitimi, sadece saatin durması değil,
ruhun tutunacak bir referans noktasının kalmamasıdır.
Yer altında, bir saniye ile bir asır arasındaki fark silinir;
çünkü o boşlukta ne yaşlanacak bir beden ne de batacak bir güneş vardır.