Bir cesetle konuşulur mu? Şehrin altında kimsenin bilmediği başka bir şehir bulunabilir mi? Aynalara hapsolmuş insanlar oradan nasıl kurtulur?
Ecem Tuba Hızarcı’nın öykülerinde şehir; insanın sıkıştığı, kaçtığı, yeniden başlamak istediği canlı bir organizasyon. Paris sokaklarından yer altı Paris’ine, gölgelerin arasında yükselen bir kuleden dünyayı seyreden yalnız bir prensin gözlerine uzanan öykülerde herkes bir çıkış arıyor.
Aldatmanın, çocuk sevgisinin, mutsuz ailelerin, yeni ve bambaşka bir hayata duyulan özlemin birbirine karıştığı bu dünyanın öykülerini okurken anlıyoruz ki bazen en büyük kalabalık insanın içindedir.
Ve belki de bazı başlangıçlar, insanın artık hiçbir yere sığamadığında gerçekleşir.