Kalamaki'de yıllar bir merdiven gibi inilir, çıkılır.
Begonviller her mevsim yeniden açar. Kafelerin tabelaları değişir, masaları aynı
kalır. Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi Likya masallarındaki yıldızlar, gökyüzünde parlamaya devam eder.
Kalamaki'de her şey değişiyormuş gibi görünür; oysa zaman kendi içine kıvrılır, hiçbir şey gerçekten değişmez.
Sümer, içine kapandığı hayatta suskunluğunu sabır, vazgeçişlerini hayatın olağan akışı sanır. Çocuklukta açılan yaralar başka zamanlarda, başka biçimlerde kanarken hep "bu kez farklı olacak" ihtimaline tutunur.
Oysa Sümer'in hikayesi yalnızca kendine ait değildir.
Bihter'in başkaları için sergilediği kusursuz hayat performansı,
İlter'in kendisiyle yüzleşmedikçe büyüyen bencilliği
ve kopacakmış sanılırken birbirine daha çok dolanan bağlar aynı çatı altında buluşur.
Melek Toksoy M., Yüksek Merdivenler'de okuru bazı sorularla baş başa bırakıyor:
Yuva, insanın dönüp durduğu yer midir? Aile olmak için kan bağı şart mıdır?
Ve insan, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu fark ettiğinde gerçekten geç mi kalmıştır?