MS 180’de Marcus Aurelius Tuna sınırında yaşama veda ederken, onunla birlikte antik uygarlık da son nefesini veriyordu.
Ernest Renan’a göre bu ölüm, bir çağın kapanışından çok daha fazlasıydı: Hıristiyanlığın emekleme dönemi bitmiş, yeni dinin kendi hayatını yaşama vakti gelmişti.
Hıristiyanlığın Kökenlerinin Tarihi dizisini tamamlayan bu ciltte, ikinci yüzyılın iki büyük ahlaki teşebbüsü karşı karşıya getirilir: Bir yanda tahtın ağır sorumlulukları ile Stoacı felsefenin erdemleri arasında sıkışmış, dünyanın gördüğü en vakur filozof kral Marcus Aurelius; öte yanda Lyon şehitlerinden Montanosçuluğa, Gnostiklerden Kilise’nin kurumsallaşmasına uzanan Hıristiyan hareketi. Renan bu canlı ve çatışmalı manzarayı dönemin âlimlerinden Hıristiyan şehitlerinin mücadelesine, Kilise’nin yayılmasından piskoposluk makamının yükselişine kadar geniş bir yelpazede ele alır. Aynı zamanda, adil bir hükümdarın iç dünyasını büyülü bir bilgelikle çözümlerken kendi çağının tiranlığına ve inanç krizlerine karşı da felsefi bir otoportre çizer.
Kitabın merkezindeki soru ise hâlâ canlıdır: Dünyanın gördüğü en seçkin laik erdem okulu ayakta dururken Hıristiyanlık neden ve nasıl galip gelmiştir? Renan bu soruya tarihsel kavrayışı, edebî gücü ve kışkırtıcı yargılarıyla yanıt arar.
Marcus Aurelius ve Antik Dünyanın Sonu, insanlık tarihinin en büyük zihniyet dönüşümlerinden birini merak eden her okur için anıtsal bir başvuru kaynağıdır.