Maurice Leblanc, Arsen Lüpen’i yaratırken onu klasik dedektif kalıplarının bilinçli biçimde dışına yerleştirir. Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes’u bilmeceleri çözme tutkusuyla hareket eden bir aklın simgesiyken, Lüpen çoğu zaman nedenini bile tam olarak bilmediği olayların içine sürüklenir ve bu karmaşadan onurunu koruyarak çıkmak zorundadır. O da gerçeğin peşindedir fakat Lüpen için gerçek, açıklanması gereken bir sonuçtan çok, elde tutulması gereken bir kazançtır. Leblanc bu karşıtlık üzerinden, yönteme değil duruma uyum sağlayan, akıldan ziyade zekâya dayalı modern bir macera kahramanı yaratır.
Bu romanda okur, basit görünen ipuçlarının ardında katman katman açılan bir oyunun içine çekilir. Kimlikler yer değiştirir, geçmişin gölgeleri bugünün hamlelerini belirler ve her adım, bir öncekini yeniden sorgulatır. Leblanc’ın ustalığı, okuru yalnızca olayların peşinden sürüklemesinde değil; aynı zamanda neye inanacağını, kime güveneceğini sürekli belirsiz kılmasında yatar. Her ayrıntı, dikkatli bir zihnin ürünü olarak yerini alır.
Sürükleyici temposu, zekice kurulmuş gerilimi ve okuru son ana kadar teyakkuzda tutan anlatımıyla bu eser, Arsen Lüpen külliyatının en ince işlenmiş oyunlarından biridir. Maurice Leblanc, polisiye ilemacerayı birleştirirken okurunu pasif bir izleyici olmaktan çıkarır; onu da bu zihin oyununa dâhil eder. Elinizdeki kitap, yalnızca bir macera değil, ustaca kurgulanmış bir zekâ gösterisidir.
Bir gün yanınızda Arsen Lüpen’den bahsederlerse onu müdafaa ediniz. Buna layıktır.