Romanlarıyla yakından tanıdığımız İnanç Türker, Artos’un Kelebekleri‘ndeki öyküleriyle savaşın, yoksulluğun, göçün ve suskunlukların içinden geçen hayatları anlatırken, okuru yalnızca kurmacanın dünyasına değil, bir yüzleşmeye davet ediyor. Bir mezradan İstanbul’un arka sokaklarına uzanan bu yolculukta, çocukluk bir patlamayla yarım kalıyor.
Yazarın güçlü diliyle kurduğu bu dünya, yakın tarihimizle çok ilgili. Her karakteri, eksikliğiyle tamamlanan bir hayatın taşıyıcısı, dolayısıyla hepsiyle yakından tanışıyoruz. Ancak her ne kadar üslubu Artos’un eteklerinde kanat çırpan kelebekler kadar hafif olsa da, hikâyeleri hiç hafif değil ama unutulmayacak kadar gerçek, taşınmayacak kadar ağır. Elbette İnanç Türker, yine coğrafyamızın derinliklerine iniyor, kalemiyle herkesin duymaktan korkacağı hikâyelere dokunuyor.