Bir akşam, bir sesle başlar her şey.
Kimi karşılaşmalar vardır; rastlantı gibi görünür ama insanın bütün hayatını yerinden oynatır. Salih’in hikâyesi de böyle başlar. Bir bilgisayar servisi ziyareti, bir evin kapısında duyulan bir ses ve geçmişten bugüne taşınan tanıdık bir şarkı… Hepsi, fark edilmeden açılan bir kapının eşiğidir.
Bir Sır Gibi, İstanbul’un sahil semtlerinde, meyhanelerinde, ara sokaklarında dolaşan; dostluk, yalnızlık, erkeklik halleri ve geç kalınmış duygular üzerine kurulu bir roman. Hayatın içinden akan diyaloglarla, hafızaya sinen mekânları ve müziğiyle, okuru hem tanıdık hem de tedirgin edici bir karanlığa çağırıyor.
Uğur Taşar, bu romanında aşkın yüksek sesle değil, çoğu zaman fısıltıyla geldiğini; bazı duyguların ancak susarak taşınabildiğini hatırlatıyor. Söylenemeyenlerin, ertelenenlerin ve “bir ihtimal” olarak kalanların hikâyesi bu.
Bazen bir insan, bazen bir şarkı…
Ve bazen, her şey bir sır gibi kalır.
“Sadece rakıyla değil, onun sesiyle de sarhoş olayım. Anlattıklarına güleyim, hayret edeyim, ondan da aynı tepkileri göreyim istiyorum. Bir süre sonra aynı şeyleri tekrar tekrar anlatalım, bir kısmını ilk defa duyuyormuş gibi dinleyelim yine, bir kısmını daha önce anlattığını ona belli ederek ama birbirimizi rencide etmeden. Bazen susalım ama konu bittiği için olmasın bu, biraz önce karşımızdakinin anlattığı şeyi düşündüğümüz için. Yarın da hava sıcakmış cümlesi, yarın yapmak istediğimiz bir planı etkilediği ve gerektirdiği için olsun muhabbetimizde sadece.”