Cihangir’de bir çatı katı, masanın üzerinde unutulmuş bir koli,
yarım kalmış bir şişe vişne şarabı ve sayfaları kırgınlıklarla dolu
hırpalanmış bir defter…
Biri, dizi sektörünün acımasız çarkları ve kalbini ezip geçen
bir aşkın ardından İstanbul’dan kaçıp İzmir’e, başladığı yere
sığınmaya çalışan yaralı bir senarist.
Diğeri, sırtında yalnızca notalarıyla o terk edilmiş eve adım
atan, başkalarının yarım bıraktığı anılarla kendi kimsesizliğini
tamamlamaya çalışan yalnız bir müzisyen.
Birbirlerini hiç görmeden aynı vazoda, aynı beyaz kupada ve
aynı kanepenin hüznünde buluşan iki yabancı.
Hadi Gel İzmir’e Gidelim, yaralarını bavuluna doldurup iyi
gelmesi umuduyla yola çıkanların romanı. Çünkü herkes bilir;
İzmir, en çok da kırık kalplere iyi gelir.
Kolumdan tutup çektin kendine. Dudaklarım dudaklarına değiyordu. İlk defa bu denli titriyordum. Heyecanıma, gülümsemenle karşılık verdin ve fısıldayarak, “Hadi gel, İzmir’e gidelim,” dedin. Nefesin, ılık bir meltem gibi okşadı yüzümü. Kordon’da günbatımını izlemek gibiydi. Gece yarısı İnciraltı’da yürümek gibiydi. Eski ve tanıdık… Çocukluğum gibiydi.
SİNEM ŞENGÜNLÜ: 12 Ağustos 1990’da İzmir’de doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden ve Müjdat Gezen Konservatuarı Yazarlık Bölümü’nden mezun oldu. Sadri Alışık Akademi’de Yaratıcı Yazarlık Bölümü’nde eğitim aldı. Televizyon ve internet dizilerinde senaristlik yaptı. Uzun zaman bekledi ama sonra hayalinin gerçekleşmeyeceğini düşünüp ilk kardan adamını 32 yaşında tek başına yaptı. Her şeye ve herkese rağmen hayal kurmaya, yazmaya devam ediyor…