“O anda Serayê’nin sesi, kulağında çınladı: “Yukarıya bakma, ne varsa yere düşürdüler.” İbrahim, bu söz üzerine yere baktı. Serayê’nin hüzünlü sesi bir kez daha kulağında yankılandı: “Yere de bakma. Düşenlerin üstünden silindir gibi geçtiler.”
Yazar Azad Sağnıç, araştırma kitapları ve tarihsel romanları boyunca Kürd toplumunun belleğine, siyasal mücadelelere ve 12 Eylül’ün bıraktığı izlere eğildi. Kendisi de darbe döneminde gözaltı, işkence ve hapis yaşamış bir yazar olarak, İbrahim Gürbüz’ün paylaştığı anıları ve tanıklıkları bu romanda edebî bir anlatıya dönüştürüyor. Olayların ağırlığını gündelik hayatın ayrıntılarıyla birlikte taşıması, okuru yalnızca bir döneme değil, o dönemi yaşamış insanların dünyasına yaklaştırıyor.
İnkâr, bir yaşam öyküsünden yola çıkarak göçün, dilin, aşkın, korkunun ve direnişin iç içe geçtiği geniş bir toplumsal hafızayı anlatıyor. Serayê’nin şahsında hatıraları kuşaktan kuşağa taşıyan Kürd kadınlarına ithaf edilen roman, okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: Bir ulusun geçmişi inkâr edildiğinde, onu hatırlamak ve anlatmak nasıl bir yaşama biçimine dönüşür?