Bu çalışma, hurafe ile gerçeğin, halk etimolojisiyle bilimsel açıklamanın yan yana durduğu bir bakış açısına sahiptir. Halkın kelimelere yüklediği anlam, o toplumun duygusal dünyasını ve sezgisel dil bilgisini gösterir; bilimsel etimoloji ise bu sezgilerin ardındaki tarihsel gerçekliği aydınlatır. Biz bu iki yönü buluşturmayı hem bilimin hem halk dilinin sesini aynı sayfada duyurmayı amaçladık. Çünkü bir kelimenin anlamını anlamak, yalnızca sözlüğe bakmakla değil; o kelimenin içinden geçtiği hayatı, o sözcüğü söyleyen insanın dünyasını tanımakla mümkündür. Dil, yalnızca seslerden ibaret değildir; o, bir duygunun, bir kültürün, bir inancın yansımasıdır. Bu kitapta yer alan her madde, bir tanımdan çok, bir hikâyedir; kimi zaman bir uygarlığın sessiz tanığı, kimi zaman da bir halkın ortak hayalidir.
Bu yönüyle Kelime Arkeolojisi, bir sözlükten çok bir kazı alanıdır. Her kelime, yüzyıllar boyunca toprağa karışmış bir iz; her kök, bir medeniyet katmanı; her anlam değişimi, insan zihninde oluşan yeni bir tortudur. Bu kitap, kelimelerin yüzeyde görünen anlamlarını değil, o anlamların altında yatan tarihsel ve kültürel katmanları açığa çıkarmaya çalışır. Sayfalar ilerledikçe, dilin içinde saklanan geçmişle karşılaşırsınız; kimi zaman bir dua, kimi zaman bir lanet, kimi zaman da unutulmuş bir inancın yankısı karşınıza çıkar. Türkçenin binlerce yıllık serüveni, bu arkeolojik kazının içinde yeniden canlanır. Kelime Arkeolojisi, dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, insanın varlıkla kurduğu en eski bağ olduğunu hatırlatır.