Genetik miras, görgü kuralları ve talihsiz oyun arkadaşları üzerine son derece terbiyeli bir dehşet öyküsü.
Sekiz yaşındaki Rhoda Penmark örnek bir çocuktur: temiz, saygılı, ölçülü. Annesi Christine için kusursuz çalışan küçük bir saat gibidir. Büyüklerin sözünü kesmez, reverans yapmayı bilir, takdirleri hak ettiğine inanır.
Bu yüzden sınıf arkadaşı Claude’un okul pikniğinde iskeleden düşüp boğulması, evde uzun süren bir keder yaratmaz. Olsa olsa, yanlış kişiye verilmiş bir madalyanın telafisidir. Rhoda’nın evinde iştahla yemeğini yemesi de kimseyi şaşırtmamalıdır haliyle.
Ama apartman görevlisi Leroy’un, Rhoda’nın acımasızlığına dair imaları ve Christine’in karanlık geçmişine dair anıları, kusursuz görünen küçük kızın zihninin, aslında başka türlü işlediğine dair soru işaretlerine sebep olur.
Her çocuk masum doğmaz. Rhoda Penmark da, istediği küçük parlak şeylere ulaşmak için önüne çıkan engelleri kaldırırken, masumiyetin ne kadar keskin bir silah olabileceğini son derece nazik biçimde gösterecektir.
“Üst düzey bir edebi başarı.” –New York Times