“Kan tutan bir kadındım ve yarası olan bir adama âşıktım. Kan tutan bir kadındım ve gerekirse o kanda yüzerdim. Tezatlıklar
Kraliçesi’ydim ve Mahzen’in Kralı’na âşıktım.”
Mahzen’de yaşanan üç büyük kayıp vardı ve bütün oklar Ateş İmparatorluğu’nun üzerindeydi. Partilerin kapatılmış olması ülkede
siyasi bir boşluk yaratsa da Ateş İmparatorluğu elinde tuttuğu meşaleyle Mahzen’in atan kalbini tehdit etmeye cüret edebiliyordu.
Batuhan Keskin, Ateş İmparatorluğu tarafından kaçırılan ailesini kurtarmaya yeminlidir. Ama kimliğini gizleyen imparatorluk
tahmin ettiklerinden daha tehlikelidir.
Yırtık kefenlerinden kurtulan insanlar, Mahzen’in kaderini değiştirmeye başladığında aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı
ortaya çıkar. Bu bilinmezlik ihanet perdesini aralar. Perdenin ardına bakan Hanzade Yıldırar’ın gördüğü yara, Ateş
İmparatorluğu’nun açtığı yarayla aynıdır. Bu yara, Batuhan Keskin’in gözlerine kan bulaştırmıştır.
Zaman daralıyor, ölüm yaklaşıyor ve lidere susamış halk daha da kızışıyordu. Kan akıyor, kalp atıyor ve aşk bir şekilde onlara
doğru yolu gösteriyordu. Siyaset varlığını unutturmuyor, yarattığı kasırga herkesi içine çekiyordu. Av ve avcı göz göze geliyor
fakat oyun kurucu asla değişmiyordu.
“Düzen aynı düzendi, sistem aynı sistemdi, fikir aynı fikirdi, ideoloji aynı ideolojiydi. İsimler ve cisimler farklı ama döngü yine
aynı döngüydü. İçinde dönüp durduğumuz, bazen unuttuğumuz ama çoğunlukla boğulduğumuz yerdeydik.”
“Bizim başlattığımız savaş, döngüdeki kasırgayı hararetlendirdi ve şimşekler çaktırdı. Yıldırım döngüye düştü, çark tersine döndü.”