|
Rancière 18. yüzyılda Avrupa’da manzaranın sadece bir seyir nesnesi olmaktan çıkıp özgül bir deneyim ve düşünce nesnesi haline geldiği dönüm noktasını odağına alıyor. Bu dönemde yeni bahçe anlayışları, peyzaj düzenlemelerine dair teorik münakaşalar, manzara tasvirleri, vahşi doğaya yapılan seyahatler ön plana çıkar. Duyumsanabilir çeşitliliğin tecrübe edilmesindeki bu yeni biçimle birlikte algılama kiplerinin ve düşünme nesnelerinin dizilimi, güzelliğin ölçütü değişir, doğa mefhumunun ve sanat kelimesinin anlamı dönüşür.
Manzara bu dönemde doğa unsurlarının bir bütün dâhilinde nasıl birarada var olduğunu gösteren bir model haline gelir. Bu biraradalık sadece sanat için değil, siyasi topluluklar için de model olur. Manzaranın zamanı, estetik ve siyasi altüst oluşlar çağında ortak bir ufkun belli belirsiz algılanabildiği zamandır. Hem algılama rejimi ve sanat düşüncesi olarak estetiğin doğuşuyla, hem de bir insan topluluğunu biraraya getiren şeye dair fikrin kendisinde yaşanan bir devrim olarak Fransız Devrimi’yle çağdaştır. Rancière, Batı toplumlarında yeri net olarak belirlenebilen bu dönüm noktasında doğa, güzellik ve sanat algısının yanı sıra toplumsal örgütlenme biçimlerinin de seyrine manzaranın perspektifinden bakıyor.
Rancière manzarayı “estetik devrim” dediği, temsil rejiminden estetik rejime geçiş sürecinin başlangıcına konumlandırıyor ve ona belirleyici bir rol atfediyor; zira manzara sanat ile sanat-olmayan arasındaki, estetik rejim için asli öneme sahip olan özdeşliğin erken bir örneği ve güzelliğin anlamındaki değişimin timsalidir. Bu dönemde manzara doğayı bir sanatçı olarak gösteren bir sahne olur. Fakat doğa kendine has bir sanatçıdır, çünkü aynı zamanda, sanat yapma derdinde olmayan bir anti-sanatçıdır. Güzellik de artık bilgiye dayanmayan, bir iradenin hüneri olmaktan çıkan, kasti olan ile kasti olmayan ayrımının belirsizleştiği özgür bir mahiyet kazanır ve duyumsanabilir olanın özgül bir kipinin deneyimi haline gelir. |