Modern çağın aldatıcı refah telaffuzu, insanlığı görünmez zincirlerle bağlarken; Türk toplumunun tarihsel karakteri bu uyuşukluğu reddeden bir irade üzerine inşa edilmiştir. Ne var ki günümüzde, üretmeden tüketmenin sıradanlaştığı, düşüncenin yozlaştığı ve “aydın” olma iddiasının içinin boşaltıldığı bir atmosfer hâkimdir. Bu durum, yalnızca bireysel bir çöküş değil, aynı zamanda toplumsal bir çözülmenin habercisidir.
Bu eser, Türk toplumunun karşı karşıya olduğu bu zihinsel ve kültürel kırılmayı anlamaya matuf bir sorgulamanın ürünüdür. Mücadele edenler, kayıtsız kalanlar ve ihanet edenler arasında bölünmüş bir toplumsal yapı içerisinde; hakikatin neden geri planda kaldığı ve yozlaşmanın nasıl görünür hâle geldiği ele alınmaktadır.
Öte yandan, dünya ekonomi-politiğinin Doğu ve Batı gibi indirgemeci karşıtlıklar üzerinden şekillendiği günümüzde, Türk kimliği ve düşüncesi çok katmanlı bir baskı altındadır. Bu baskının en köklü argümanlarından biri olan oryantalizm, yalnızca bir düşünce biçimi değil; aynı zamanda bilgi üretimi üzerinden kurulan bir egemenlik mekanizmasıdır. Ne yazık ki, bu mekanizmayı çözümlemeye yönelik çabalar sınırlı kalmış, toplumun geniş kesimleri bu etkiyi fark edememiştir.
Bu kitap, okuyucuyu konforlu kabullerden uzaklaştırarak düşünmeye, sorgulamaya ve kendi kimliğiyle yüzleşmeye davet eder. Çünkü hakikat, çoğu zaman rahatsız edicidir ancak onu aramayan bir toplum, başkalarının yazdığı hikâyede yalnızca bir figüran olmaya mahkûmdur.