Petersburg’da geceler uzundur.
Ve uzun gecelerde insan, kendinden saklanamaz.
Islak taşlar, gri gökyüzü, sessiz mezarlıklar ve Neva’nın soğuk akışı arasında yürüyen Aleksandro, yalnızca bir şehri değil, kendi vicdanını keşfetmeye başlar. Üç patili bir kedi, ismini hatırlamayan gizemli bir adam ve cevap vermeyen ağaçlar arasında dolaşırken, hayatın en eski sorularıyla yüzleşir:
İyi olmak gerçekten mümkün müdür?
Anlam, bulunduğu yerde mi doğar, yoksa insan onu yaratmak zorunda mıdır?
Ve insan, kendi karanlığını görüp yine de merhametli kalabilir mi?
Mezarlıkların sessizliğinde, kiliselerin gölgesinde ve doğanın unutulmuş bilgeliğinde ilerleyen bu yolculuk; ölümden çok yaşamı, umutsuzluktan çok cesareti ve kaçıştan çok yüzleşmeyi anlatıyor.
Çünkü bazen en büyük sır, bir şehrin sokaklarında değil, insanın kendi içinde saklıdır.
St. Petersburg; Varoluş
Bir şehre değil, insanın kendi içine yapılan yolculuk.