İsmail Beşikci’nin 2000’li yıllardan sonra çeşitli gazete, dergi ve dijital platformlara verdiği röportajlar incelendiğinde, temel paradigmasının değişmediği görülür. Bu paradigmanın temelleri, 1961 yılında başladığı Kürdoloji çalışmalarına dayanır. Beşikci’nin düşüncesi, yeni araştırmalar ve tarihsel gelişmelerle zaman içinde daha kapsamlı ve daha belirgin hâle gelmiştir. Ancak ana çizgisini daima korumuştur.
Beşikci, çalışmalarının ilk döneminde Kürdlerin varlığını ortaya koymuştur. Ardından Kürdistan’ın tarihsel ve coğrafi bir ülke olduğunu vurgulamıştır. Daha sonraki çalışmalarında ise Kürdistan’ı dört parçaya bölünmüş, devletler arası bir sömürge olarak tanımlamıştır. Zamanla bu tespitini daha da ileri taşımış ve Kürdistan’ın klasik anlamda bir sömürge statüsüne bile sahip olmadığını belirtmiştir. Ona göre Kürdistan, sömürgelerin sahip olduğu asgari hukuki ve siyasal haklardan dahi yoksun bırakılmıştır.
Beşikci, dünyada nüfusu bir milyonun altında olan çok sayı da bağımsız devlet bulunduğuna dikkat çeker. Buna karşılık, yaklaşık yetmiş milyonluk nüfusuyla Orta Doğu’nun en önemli ülkelerinden biri olan Kürdistan, dünya milletler ailesi içinde özgür ve eşit bir konuma sahip değildir. Bu nedenle Kürdler de diğer uluslar gibi kendi geleceklerini belirleme hakkına sahip olmalıdır. Kendi siyasal egemenliklerini kurmalı ve bu egemenliği temsil edecek bağımsız bir devlete kavuşmalıdır. Beşikci’nin 1960’lı yılların başında şekillenen bu yaklaşımı, 2000’li yıllardan günümüze kadar aynı temel çizgide devam etmiştir.
İbrahim Gürbüz