Gülfem Sokağı, çok aramanıza gerek kalmayacak haysiyetle çizilmiş bir sınır çizgisidir. Burası, yedi kışın sızısının bir kargo çuvalına sığdırıldığı; dilsiz kemiklerle teslim alınan cenazelerin lügatini tersanenin oksitli tozuna, isli dumanına gömen "atanamayan" ömürlerin sokağıdır.
Müdessir Oğur, bizi dağların kar sızdıran mağaralarından alıp İstanbul’un gürültülü yoksulluğunda bir hakikat arayışına itiyor. Bir bordo yazmanın kıvrımlarına gizlenen vatansızlık, bir komutanın ömür boyu susan lâl geçmişi ve bir kuryenin kaskından süzülen kanlı yağmur damlaları aynı hizada buluşuyor.
Gülfem Sokağı, çocukların saklambaç oyununa karışan sessiz ölümlerinin, birbirine benzeyen yaraların altına sığınılan o son; o en mahrem mevzidir. Zira bazı hayatlar yeniden başlamak için sadece kendi acısı gibi kokan o sokağa muhtaçtır.