Bir ses var burada: Erman; göç eden kuşları, duvarlardaki geçmişi, suskun annelerin yasını ve yalnızlığı kendine özgü bir dille yeniden kuruyor. Hayatta kalmanın, hafızayı yaşatmanın direnişi her dizede hissediliyor.
Erman, uzun süredir konuşmayı bekleyen iç sessizliğini bozuyor. Kelimeleri büyütmek yerine onları yaraya yaklaştırıyor; böylece her dize, söylenmiş olandan çok söylenemeyeni duyuruyor. Onun şiiri, modern zamanın yorgunluğu ile kadim bir ağıt arasında salınırken, okuru tanıdık ama adı konmamış bir duygunun içine çağırıyor.
Buradaki şiirler, unutulmaya karşı tutulmuş bir hafıza defteri gibi okunabilir. Çünkü bazı acılar geçmez, yalnızca dönüşür. Bazen şiir, tam da burada başlar: ölülerine ağlayamayan evlerin sessizliğinde.