Ahmet Rıfat İlhan, ilk öykü kitabı “Köpük Beyazı”nda insanın hem
kendine hem dünyaya yabancılaşma biçimlerine ustalıkla temas ediyor.
İlhan, öykülerinin her satırında okuru, görünenden daha fazlasının
mümkün olduğuna ikna eden o büyülü eşikte tutuyor.
“Köpük Beyazı”, hayatın içinden sızarak çoğalan o tuhaf titreşimi
duyanlara…
Gerçeğin gölgesinde kendi rengini arayanlara… Ve bir öykünün insanı
nasıl iyileştirebileceğini merak edenlere...
“Niye geldi? Durduk yerde, ne yüzle? Olan biten, yanındaki zibidi için
miydi?
Şeytan diyor, şu bardağı… Tövbe de, ya sabır çek Azim. Bari bu sefer tut
kendini.
Vaktinde ele güne rezil olduğumuz yetmedi, şu pis bıyıklıya da mı rezil
olalım şimdi?
Bunu o gün de düşünebilseydin… Ama bir babanın başına daha kötü ne
gelebilir ki çocuğu yüzünden? Koca bir hayal kırıklığı. Önceden haberin olsa
içeri aldırmazdın tabii bu utanmazları. Ne zormuş. Yine de düşününce…
Kabul et, vakti zamanında tepkin aşırıydı. Hem hangimiz genç olmadık,
büyüğümüze karşı gelmedik ki?
Görmezden gelen, hoş gören, affeden büyüktür değil mi? Hatırlasana.
Babanı
ikna edebilsen sen de neyle istersen uğraşabilirdin. Yeteneğin varsa sanatla
bile…
Neden olmasın? Yıllarca yaptığın dünyanın en sıkıcı işlerinden birinin
köleliğinden, muhasebeciliktense…”