Kitap Tanıtım Yazısı:
Gece yarısı... On yaşındaki Uğur’un çığlığı odada yankılandı. Rüyasında babasını kaybetmişti; kanlı, sessiz ve öngörülü bir kayıp... Yastığı ter içinde, gözleri korkuyla doluydu.
Sabah oldu. Metin, her şeye rağmen bavulunu hazırlamıştı. Barış için yola çıkacaktı. Amacı netti: İnsanların birbirini öldürmeden yaşayabileceğini haykırmak. Ama arkasında titrek bir ses, beyaz bir mendil, yarıda kalan bir türkü ve oğlunun ufacık elini bırakıyordu.
“Senin gitmeni istemiyorum baba. Rüyamda öldün.”
Yazar Mehmet Yaşar; barış ve savaş gibi büyük kavramları soyutlamak yerine bir ailenin içinden geçiriyor. Bir babanın gözü, bir annenin yüreği ve bir çocuğun rüyasıyla şekillenen bu tercih, romanı hem kişisel hem de evrensel kılıyor.
Metin gitti. Çünkü güzel bir amaç uğruna yola çıkmanın, evde oturmaktan daha büyük bir sevgi olduğuna inanıyordu.
“Buradan Başşehir’e kadar susarak özleyeceğim sizi. Başşehir’den Palamut’a haykırarak döneceğim.”
Ama bazı dönüşler hiç gerçekleşmedi. Bazı eller havada kaldı, bazı rüyalar sabaha karşı gerçeğe dönüştü ve Uğur, babasının elini rüyasında bile tutamadan dünyanın en ağır gerçeğiyle yüz yüze geldi.
Bir Çocuğun Tragedyası, barışın bedelini bir çocuğun gözyaşında arayan, insanlığın en derin sorusunu soran bir roman:
Güzel bir şey için yola çıkmak, sevdiklerini geride bırakmaya değer mi?