Bir çocuk Muş’tan Diyarbakır’a gelir.
Henüz bilmediği şey şudur: Bir gün Diyarbakır’ın sokaklarından 5 No’lu Cezaevi’ne götürülecek, yıllar sonra aynı şehrin yönetiminde görev alacaktır.
Arada bir ülke değişir.
12 Eylül gelir. Evlerin kapıları çalınır, isimler kayıtlara geçer, gençlik yarıda kesilir. Cezaevi, mahkeme, askerlik, siyaset, belediye koridorları… Bedrettin Gündeş bütün bunları yıllar sonra belleğinin izin verdiği en çıplak yerden anlatıyor.
Fakat Direnen Hayatlar yalnızca büyük olayların kitabı değil. Bir annenin cezaevi kapısındaki bekleyişi, çocukluğunun Diyarbakır havuzları, bir tren yolculuğu, bir arkadaşın yüzü, bir hücrenin sesi de aynı hayatın içinde.
Kitabın sayfaları ilerledikçe tuhaf bir soru beliriyor:
12 Eylül gerçekten neyi başardı?